Sayfalar

17 Nisan 2012 Salı

Namık Kemâl: Hürriyet Kasidesi Tahlili


HÜRRİYET KASİDESİ

(Besâlet-i Osmaniyye ve Hamiyyet-i İnsaniyye)

1. Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten
Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı Hükümet'ten

2. Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
Mürüvvet-mend olan mazlûma el çekmez iânetten

3. Hakîr olduysa millet, şânma noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten

4. Vücûdun kim hamîr-i mâyesi hâk-i vatandandır
Ne gam râh-ı vatanda hâk olursa cevr ü mihnetten

5. Mûini zâlimin dünyâda erbâb-ı denâ'ettir
Köpekdir zevk alan sayyâd-ı bî-insâfa hizmetten

6. Hemân bir feyz-i bâkî terkeder bir zevk-i fânîye
Hayâtın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten

7. Nedendir halkta tûl-i hayâta bunca rağbetler
Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emânetten

8. Cihânda kendini her ferdden alçak görür ol kim
Utanmaz kendi nefsinden de âr eyler melâmetten

9. Felekden intikâm almak demektir ehl-i idrâke
Edip tezyîd-i gayret müstefîd olmak nedâmetten

10. Durur ahkâm-ı nusret ittihâd-ı kalb-i millettde
Çıkar âsâr-ı rahmet ihtilâf-ı re'y-i ümmetten


11. Eder tedvîr-i âlem bir mekînin kuvve-i azmi
Cihân titrer sebât-ı pây-ı erbâb-ı metânetten

12. Kazâ her feyzini her lutfunu bir vakt için saklar
Fütur etme sakın milletdeki zâ'f u betâetten

13. Değildir şîr-i der-zencîre töhmet acz-i akdâmı
Felekte baht utansın bî-nâsib erbâb-ı himmetten

14. Ziyâ dür ise evc-i rif'âtinden ıztırârîdir
Hicâb etsün tabiat yerde kalmış kâbiliyetten

15. Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmâniyânız kim
Muhammerdir ser-â-pâ mâyemiz hûn-ı şehâdetten


16. Biz ol âlî-himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim
Cihân-girâne bir devlet çıkardık bir aşiretden

17. Biz ol ulvî nihâdâmz ki meydân-ı hamiyetde
Bize hâk-i mezâr ehven gelir hâk-i mezelletten

18. Ne gam pür-âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet
Kaçar mı merd olan bir cân için meydân-ı gayretten

19. Kemend-i can-güdâzı ejder-i kahr olsa cellâdın
Müreccahdır yine bin kerre zencîr-i esâretten

20. Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasm gelsin
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten

21. Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler
Ki ednâ zevki a'lâdır vezâretten sadâretden

22. Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâze dönmüş kim
Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten

23. Müberrâyım recâ vü havfden, indimde âlîdir
Vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükûmetden

24. Civân-merdân-ı milletle hazer gavgadan ey bidâd
Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten

25. Ne mümkün zulm ile bî-dâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

26. Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret
Ezilmez şiddet-i tazyikten te'sîr-i sikletden

27. Ne efsûnkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten

28. Şenindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme
Cemâlin tâ ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetden

29. Ne yâr-ı cân imişsin âh ey ümmîd-i istikbâl
Cihânı sensin âzâd eyleyen bin ye's ü mihnetden

30. Şenindir devr-i devlet hükmünü dünyâya infâz et
Hüdâ ikbâlini hıfz eylesin her türlü âfetten

31. Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletden

Şiir zevkini Encümen-i Şuârâ’nın en genç üyesi olarak eski edebiyatın anlam ve imge dünyasından alan Namık Kemâl, Türk şiirinde yaşadığı dönemi hakkıyla idrâk eden ve değişimin, olgunlaşmanın ya da bir başka deyişle tekemmül etmenin en önde gelen örneğini temsil eder. Onun özgün tarafı bir sanat zevkine körü körüne bağlı kalmadan duyarlı bir dimağın yapması gerektiği gibi hem kendisinin hem de içinde yaşadığı toplumun yeni arayışlarına ayak uydurma, hattâ bu arayışları tayin etme tasarrufunu göstermiş olmasıdır. Şina-si’nin Münacat'ını okuduktan sonra birdenbire şiir anlayışım değiştiren ve ‘hayata ve hakikate uyan’ bir sanat anlayışım kurmaya, yaratmaya çalışan öncü bir şair profili çizer. Yunus ilahisi zannettiği Münacat onda bir şiir inkılâbı yapar. Artık süsten, tasannudan, laf kalabalığından ve gereksiz kelime oyunlarıyla belagat hastalığından arınmış bir edebiyatı yaratmanın zamanı gelmiştir. Hatırı sayılır bir divanı olduğu halde şiirini her an değiştirmekten çekinmeyen Namık Kemâl, kendinden sonra gelen nesiller için edebiyatta ‘bir inkılâp yaratan adam’ olarak görülecektir.

Namık Kemâl’in en çok tanınan manzumelerinden biri Besâlet-i Osmaniyye ve Hamiyyet-i İnsaniyye adıyla yayamlanan ve daha çok Hürriyet Kasidesi olarak bilinen şiiridir. Manzumenin yazılmasına sebep olan şey şairin Encümen-i Şuârâ’dan arkadaşlarından Leskofçah Galib’in

Hüdâ me'yûs kılma gönlümü ikbâl-i milletden Haberdâr eyle Rahman ismini ahvâl-i milletden Olup mecrûh peykân-ı kazâdan tâir-i devlet Demâdem hûn aikar çeşmim gibi şehbâl-i milletden

(Ey Allah ’ım gönlümü milletin geleceğinden dolayı üzme; Rahman (esirgeyen) ismini milletin işlerinden haberdâr et. Devlet dedikleri kuş kader okuyla yaralanmıştır; milletin kanadından olduğu gibi benim de gözümden devamlı yaş akmaktadır.)

Manzumesini okur ve çok etkilenir. Devletin ve milletin içinde bulunduğu acıklı durumu ifade etmeye çalışan bu manzume şairi çok derinden yaralar. 0 minval üzere Hürriyet Kasidesi’ni yazmaya karar verir. Manzumenin tarihi şairin Kanûn-i Esâsî komisyonundan çekildikten sonraki zamana rastlar. Aradaki zamanda şair Şinasi’yi tanır; Bâb-ı âli’ye girer, Genç Osmanlılara katılır, Londra’ya kaçar ve orada Hürriyet adlı bir gazete çıkarır. Bu manzumenin kimi beyitlerine bu gazetede tesadüf edilir.

İlhamını Leskofçah Galib’in yukarıdaki manzumesinden alan Namık Kemâl, içinde bulunulan duruma ancak ağlayabilen ve kaderine razı bir birey kimliğiyle değil aksine miskinliğinden silkinen ve kendisini var eden değerleri bir kez daha hatırlayarak ya da duyumsayarak kökü mazide yüzü istikbale dönmüş kudretli ve kararlı bir bireyin tutumunu sergileyerek yeni bir ‘insan’ tipi yaratmaya çalışır. Bu bakımdan Hürriyet Kasidesi ’ndeki ruh, bir aşiretten ci-han-girâne bir devlet kuran iradenin temsil edildiği ruhtur. Namık Kemâl bu manzumesinde her bakımdan bir ‘duruş ’u temsil eder. Bunda meydan okuyan, inandığı davayı sonuna kadar savunan, dirayetli, iradeli, küçük hesap ve oyunların içinde olmayan, vatan ve milliyetperver, hamiyet sahibi, hayatın ve dünyanın anlamını çözmüş, karakter sahibi bir meydan ve gönül adamı portresi çizer. Sanatla şahsiyetin birleştiği bir manzume vücuda gelir.

Tanzimat öncesinden başlayan kavramlara kaside yazma (Adem Kasidesi) geleneği Namık Kemâl’de hürriyet kavramında örneğini bulur. Sansür, sürgün ve hapislerin egemen olduğu bir hayat tarzı içinde hürriyet en çok telaffuz edilen ve tüketilen kelimeler arasındadır.

Hürriyet Kasidesi, çeşitli yenilgiler, geri kalmışlık ve efendilikten aşağılanmaya giden süreçte iradesini ve direncini kaybedip nispeten içine kapanan bir toplumu, sahip olduğu değerlere yeniden işlev kazandırarak bir bakıma onu yeniden var etme sevdası ve amacını güden bir manzumedir. Şairin metne egemen üslubu inandığım söyleyen bir adamın sesi olarak yankılanır. Yukarıda dikkatlere sunulan ‘duruş’un en önemli yanı budur. Padişah ya da devlet büyüklerine yazılan kasidelerin yalan ve belagat oyunlarıyla dolu dünyasından birdenbire bir meydan adamının yüreklere nüfuz eden kararlı ve tekin sesi ile karşılaşırız.

Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten

Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı Hükûmet'ten

(Çağın değer yargılarının doğru yoldan ve samimiyetten sapmış görerek biz

de kendi arzumuz ve saygınlığımızla Hükümet kapısından ayrıldık)

Bu beyit bir ideali, hayat görüşü, değer yargısı ve irade sahibi bir adamın ‘duruş’unu sergilemektedir. Geçerli olana uymak ve rahatını bozmak yerine yeni bir değerler sistemi kurmanın, bozuk olanla savaşmanın ve yeni bir insan tipi yaratmanın savaşıdır bu. Manzume boyunca bu yeni insan tipini beyit beyit ördüğü ve kasidenin sonunda da artık aksiyon zamanı olduğunu hatırlatarak bir nevi işlevini tamamlar.

Bilindiği gibi Osmanlı devlet yönetim sistemi içinde bürokratların bir göreve gelip gitmeleri tamamen irâdc-i seniyyc ile mümkündü. Görevden alınmadıkça bir bürokratın rahatını ve elinde bulundurduğu nimetleri terkedip istifa etmesi düşünülmezdi bile. Ancak Sultan, sadrazam ya da ilgili vezir tarafından böyle bir tasarrufa girişilebilirdi. İkbalin neredeyse tamamen devlet kapısında olduğu bir toplumda böylesine bir tavır koyabilmek için herhalde Namık Kemâl olmak gerekirdi.

Manzumenin ikinci beyti yukarıda sözü edilen yeni insan tipinin inşasının devam ettiğini göstermektedir.

Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten

Mürüvvet-mend olan mazlûma el çekmez iânetten

(Kendini insan bilenler halka hizmet etmekten usanmazlar; mürüvvet sahibi

olanlar zavallılara yardım etmekten kaçınmaz)

Şairin bu beyitte irade ölçüsü olarak insan olmayı yeterli görmektedir. O halde halka hizmet bir makam ve mevkiin sunacağı fırsat değil insan olmanın gereğidir. Dünya iyi ile kötünün savaş alanıdır. Kötünün yanında kalmak kolay, karşısında mücadele etmek zor olandır. Mazlumun yanında olmak, ona yardım etmek zalimle mücadele anlamına gelir. Zulüm insamn insana yaptığı kötülüğün adıdır. Bu kelime aynı zamanda karanlık anlamındadır. O halde karanlıkla (cehalet) ve kötülükle mücadele kendini insan bilen her bireyin borcudur.

Manzumenin 4. beytinde şair o çok üzerinde durduğu vatan kavramını ele almaktadır.

Vücûdun kim hamîr-i mâyesi hâk-i vatandandır

Ne gam râh-ı vatanda hâk olursa cevr ü mihnetten

(Vücudun mayası vatan toprağıdır, bu bakımdan vatan yolunda acı ve sıkıntı

çekerse bundan üzüntü duyulmaz)

Vatan toprağı ile bireyi, birleştiren ve onu toprağın çocuğu yapan Namık Kemâl’deki bu sahiplenme duygusu öteki yazılarında da kendisini gösterir. Onun Vatan adlı makalesinin bir bölümü şöyledir:

"İnsan vatanını sever, çünkü mevahib-i kudretin en azizi olan hayat havâ-yı vatanı teneffüsle başlar.

İnsan vatanını sever; çünkü atayâ-yı tabiatın en revnaklısı olan nazar lemha-i ift i tâhında hâk-i vatana ta'alluk eder.

İnsan vatanını sever; çünkü madde-i vücudu vatanın bir cüzü'dür.

İnsan vatanını sever; çünkü etrafına baktıkça her köşesinde ömr-i güzeş-tesinin bir yad-ı hazinini tahaccür etmiş gibi görür.

İnsan vatanını sever; çünkü hürriyeti, rahatı, hakla, menfaati vatan sayesinde kaimdir.

İnsan vatanını sever; çünkü sebeb-i vücudu olan ecdadının makbere-i sükunu ve netice-i hayatı olacak evladının cilvegah-ı zuhuru vatandır.

İnsan vatanını sever; çünkü ebnâ-yı vatan arasında iştirak-i lisân ve ittihad-ı menfaat ve kesret-i muvânese cihetiyle bir karabet-i kalb ve uhuvvet-i efkâr hasıl olmuştur. O sayede bir adama dünyaya nisbet vatan, oturduğu şehre nisbet kendi hanesi hükmünde görünür.

İnsan vatanım sever; çünkü vatanında mevcûd olan hakimiyetin bir cüz-'üne tasarruf-ı hakîki ile mutasarrıftır. "1

Yukarıdaki cümlelerde hamasî bir vatan anlayışının değil aslında bilimsel bir vatan kavramının ve onu sevmenin haklı gerekçeleri sıralanır. İnsanın vatanını sevmesi onun menfaatine olan bir tasarruftur. Hele her köşesinde hayatınızdan bir iz, altında ecdadınızın kemikleri vc ufuklarında çocuklarınızın istikbali olan bir toprak parçası varsa bu sevgi daha da anlam kazanmaktadır. Böyle-ce şairin nostaljik bir vatan anlayışına değil aksine aklın öngördüğü ve onayladığı bir vatan anlayışına sahip olduğu ortaya çıkar. Namık Kemâl bu durumu da bir insani tasarruf olarak görür.

Yeni insan tipi sığ bir romantizmin içinde kaybolan bireyden değil aklın rehberliğinde hayatı ve olayları iyi okuyabilen bireylerin ortak paydasıdır. Bunda zalimin yanında değil karşısında olmanın sorumluluğu vardır.

Mûini zâlimin dünyâda erbâb-ı denâ'ettir

Köpekdir zevk alan sayyâd-ı bî-insâfa hizmetten

(Dünyada zalimin yardımcısı aşağılık kişilerdir. İnsafsız avcıya hizmet etmekten zevk alanlar ancak köpeklerdir)

Bu beyitte Namık Kemâl, zalimlere yardımcı olanları köpek seviyesine indirgemektedir. Zira köpek insafsız avcının yardımcısı, yaltakçısıdır. Köpek insafsız avcıya yardım etmek suretiyle kendi türüne (hayvanlara) ihanet etmiştir. Bir kemik parçası için bir başka türün (insan) yardımcısı olmayı kabul etmiştir. Bu ironik yaklaşım şairin sanatının önemli sahnelerinden biridir. Şairin zalim’le devrin yöneticilerini alçak kişilerle de (erbâb-ı denâet) bürokratlan kasdetttiği malumdur.

Böylelikle şairin inşa etmeye çalıştığı yeni insan’ın bu beyitlerde dile getirilen hasletlere sahip olması gerektiği vurgulanır. Yeni insan kendini aşağılayan değil yücelten insandır. Bu yani insan hayata sıkı sıkıya bağlanmaz. Ona değer verir fakat onun kölesi olmaya izin vermez. Şöhret, para, makam ve ikbal hayatın sunduğu nimetlerdir. Kolayca el değiştiren bu nimetlere kapılarak insanlığını kaybedenler kayıptadır. Hayatın kıymeti ona egemen olmakla anlaşılabilir. İnsanların hayatlarını uzatmak için bu kadar telaşlı olmalarına da anlam verilmez. Şaire göre uzun yaşamak değil nitelikli ve yararlı yaşamak önemlidir.

Bir şiirinde; Altı da bir üstü de birdir yerin / Arş yiğitler vatan imdadına diyecek kadar ölümü gözü kapalı benimseyen bir tavır sergiler. Böylece hayatla ölüm arasındaki yolu bir çırpıda kısaltıverir.

Yeni insan tipini kurgularken Namık Kemâl, bir beytinde insanın kendisiyle barışık olması gerektiği hususu üzerinde durur.

Cihânda kendini her ferdden alçak görür ol kim

Utanmaz kendi nefsinden de âr eyler melâmetten

(Kendi nefsinden utanmadan başkalarının ayıplanmasından korkan kişi kendini herkesten daha alçak görür.)

Bir insan karakterinin ilk hesaplaşacağı yüz kendi yüzüdür. Kendisiyle ikilem halinde bulunan insanların işlerinde ve davranışlarında birlik ve dirlik olmaz. Kendisiyle barışık olmayan, durmadan kendisine yalan söyleyen ve bir başkası gibi davranan insan başkalarının ayıplamasından korkacağı için durmadan bahaneler ve yalanların ardına sığınır. Namık Kemâl, çizmeye çalıştığı yeni insan tipinin bu davramşlardan azâde olmasını istemektedir.

Bir başka beytinde çalışmak fikri üzerinde durur. Yeni insan tipi Şark’m içine gömüldüğü miskinlikten, tembellikten kurtulmak zorundadır. Şaire göre çalışmak, pişmanlıklarından ders çıkarmak talihten felekten intikam almak demektir.

Felekden intikâm almak demektir ehl-i idrâke Edip tezyîd-i gayret müstefîd olmak nedâmetten

(Akıllı insanlar için yaptıklarından (hatalar) pişman olup çalışmalarını arttırmaları felekten intikam almak demektir.)

Namık Kemal’in inşa etmeye çalıştığı yeni insan tipinin ilham aldığı göndergeler arasında Hz. Peygamber’in hadisleri de vardır.

Durur ahkâm-ı nusret ittihâd-ı kalb-i millettde Çıkar âsâr-ı rahmet ihtilâf-ı re'y-i ümmetten

(Başarının hükümleri milletin kalbinin birliğinde durur; rahmet eserleri ümmetin farklı görüşlerinin ortaya konmasından ve tartışılmasından çıkar)

Bu beyitte şair, Hz. Peygamber’in "Ümmetimin ihtilâfı rahmettir’’ hadis-i şerifini nazma dökmüştür. İçten içe bir meşveret düşüncesini dillendirmektedir. Buna göre; başarıya ulaşmak için bütün milletin aynı heyecanı duyması ve aynı ideale sarılması gerekir. Ayrılığın olduğu yerde başarı gelmez. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Ümmetin doğru bir kararda buluşabilmesi çeşitli fikirlerin ortaya atılması ve bunların tartışılmasıyla mümkündür. Bu meşveret (şûra) düşüncesinin ta kendisidir. Kendisi de bir meşveret ve meşrutiyetçi olan Namık Kemâl, ülkenin yetiştirdiği zekâların devlet yönetimine katılması ve söz hakkı olmasından yanaydı. Bu bakımdan bu beyit şairin siyasi düşüncelerine İslâmî kaynaklardan delil araması yerinde bir davranış olarak görünmektedir. Böylelikle o doğru ve yararlı düşüncenin kaynağının kim olduğuna bakmaksızın alınması gerektiği fikrini dillendirir.

Şaire göre yeni insan dirayetli ve iradeli insandır. Onun iradesinin gücünden dünya titrer.

Eder tedvîr-i âlem bir mekînin kuvve-i azmi Cihân titrer sebât-ı pây-ı erbâb-ı metânetten

(İktidar sahibi kişinin azim gücü düzenin bir düzene girmesini sağlar; metanet sahibi kişilerin ayaklarını sağlam basmasıyla dünya titrer)

Şahsî ve millî irade Namık Kemâl’de önde gelen karakter unsurlarından biridir. Bireyin irade ve inisiyatif sahibi olmasını arzular. Zorluk karşısında geri çekilen, zulmün önünde baş eğen, küçük hesap ve çıkarların peşinde koşan İradesiz insanlar onun yeni insan tipini inşa ederken görmek istemediği davranışlardır. Kolektif bilincin daha çok önderde tezahür ettiği bir gelenekten gelen Namık Kemâl için irade sahibi olma ve inisiyatif alma cesaretini gösterme bir varoluş gayesi haline gelmektedir. Vatan yahut Silistre piyesindeki kahramanlara bu gözle bakmak yeterli olacaktır.

Kader (kaza) yüzyıllardan beri insanoğlunun kafasını kurcalamış bir kavramdır. Ona teslim olmayı tercih edenler olduğu gibi ona karşı gelip kendi kaderini yarattığına inananlar da vardır. Hatta bunlar birer tarikat, okul, doktrin kuracak kadar bu soranla ilgilenmişlerdir. Namık Kemal yeni insan projesinde kadere teslim olmayı değil ona karşı çıkmayı kendi kaderini kendi yaratmanın yolunu tercih eder. Böylece üstün insan idealine doğru adım atar.

Kolektif bilinç Namık kemal’de ‘biz’ zamirinde temsil edilir. Biz’in açılımı tek tek ‘ben'ler, sen’ler, o’nlar’dır. O halde biz bir tümevarımın adıdır.

Biz ol âlî-himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim

Cihân-girâne bir devlet çıkardık bir aşiretden

(Biz o yüce hamiyetli çalışkan ve güçlü kişileriz ki bir küçük aşiretten dünyaya hükmeden bir devlet çıkardık)

Osmanlı ruhunun gerçekleştirdiği başarıları sıralamaya devam eden Namık Kemâl, kolektif bilincin tezahür ettiği biz zamirini zaman içerisinde ‘ben’e dönüştürecek ve bunun bireyde tecelli etmesi için çalışacaktır. Küçük bir aşiretten dünyaya hükmeden bir devlet çıkarmanın yolu hamasetten, tembellikten ve ayrılıkçılıktan değil, çalışmaktan hamiyet sahibi olmaktan ve bunu çevreye yansıtmaktan ve ciddiyetten geçmektedir. Ayrılıkçı değil toplayıcı, uzaklaştırıcı değil kucaklayıcı olmak gerekmektedir. Tarihi onu yaratan değerlerle beraber kucaklamak ve algılamak Namık Kemâl’in tarih anlayışının özetidir.

Genel olarak bakıldığında, şairin, hürriyet, hamiyet, zulümle mücadele, insan olmanın hükmü ve değeri, vatan aşkı, korku, acizlik, hak, meşveret, millet gibi kavram ve unsurlar üzerinde yoğunlaşan şair edebiyatımızda ‘sosyal şiir’in en güzel örneklerinden birini vermiştir. İfadelerdeki samimiyet ile şairlerin hayat hikâyesiyle örtüşen düşünceler manzumeyi daha kıymetli yapmaktadır. Bu bakımdan Namık Kemâl’in hafızalardaki en kuvvetli eseri budur. Öteki birkaç eseri ile birlikte ona “Vatan ve hürriyet kahramanı” denmesinin sebebini burada aramak gerekir.




1 Makâlât-ı Edebiyye ve Siyâsiyye, İst. 1327, s. 320-330; Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, c. 11, s. 223.





1 yorum:

Yorumunuz için teşekkürler!