Sayfalar

17 Nisan 2012 Salı

Şinasi: Reşid Paşa İçin Kaside Şiir Tahlili


MUSTAFA REŞİD PAŞA İÇİN KASİDE

1. Gelelim zât-ı Reşid'in şerefi mebhasine
Söz mü var devleti ihyâya olan meb'asine

2. Şensin ol fahr-ı cihân-ı medeniyet ki hemân
Ahdini vakt-i saâdet bilir ebnâ-yı zaman

3. Ne aceb nâtık-ı icâz-ı hikemdir dehenin
Âyet-i beyyinedir âleme her bir sühanın

4. Sadr-ı millette vücûdun ulu bir mucizedir
Bunu fehmeylemeyen müdrike-i âcizedir

5. Adi ü ihsanını ölçüp biçemez Nevvton'lar
Akl u irfâmnı derk eyleyemez Eflâtun'lar

6. Âleme mûris-i cân adi ile ihsân olmuş
Âdeme bâis-i şân akl ile irfân olmuş

7. Şem'idir kalbimizin cân ile mal ü nâmus
Hıfz için bâd-ı sitemden olur adlin fânus

8. Ettin âzâd bizi olmuş iken zulme esir
Cehlimiz sanki idi kendimize bir zencir

9. Bir ıtık-nâmedir insana senin kânunun
Bildirir haddini Sultan'a senin kânûnun

10. Sen gibi âkil olan kan dökerek gün mü sürer
Vech-i namusuna ol kan ile düzgün mü sürer

11. Olmuş inşâna taassub bir onulmaz illet
Hüsn-i tedbîrin ile kurtulur andan millet

12. Andırırsın o tabibi ki ne dem verse ilâç
Izdırâbından anı hastası eyler iz'aç

13. İncedir gerçi fikrim kaba düştü ta'bir
Eyledim sanki mürekkeb ile hûri tasvir

14. Fi'le çıktıkça zamirindeki hayr-ı niyyet
Buldu bir başka şeref âlem-i insaniyyet

15. Vakfeden Tanrı mıdır mahkeme-i vicdânın
Bitirir hâkim-i re'yin işini dünyanın

16. Bin yaşa devlet ü ikbâl-i fâhimânen ile
Mülkü tedvir ederek akl-ı hakîmânen ile.

Şinasi, yetişmesinde büyük katkıları olan ve hayatı boyunca yardımlannı gördüğü Mustafa Reşid Paşa için dört kaside yazar. 1849, 1856, 1857 ve 1858 tarihlerini taşıyan bu manzumelerin en ünlüsü 1857’de kaleme alınan ve yukarıya metnini aldığımız manzumedir. Bu kasidelerin hepsi de Fransa dönüşü kaleme alınmıştır, Tanzimat dönemi Türk şiirinin düalitesini yansıtması bakımından bu manzume aynca büyük bir önem taşımaktadır. Zira bu kasidesinde şair koruyucusu ve velinimeti Reşid Paşa’yı Türk şiir geleneğinde alışık olmadık biçimde tavsif etmekte, sınırlan aşan cesaretli bir dil kullanarakmedeniyet’ problemini biraz hırçın bir eda ile bir kaside bünyesinde ele alıp kendince keskin yargılara varmaktadır.

Kasidenin en özgün yanlarından biri doğrudan doğruya memduhunu övmeye başlamasıdır. Hiçbir hazırlığa girişmeden ya da sözü dolaştırmadan Mustafa Reşid Paşa’mn kendince şerefli meselesine gelmektedir.

Manzumenin birinci beyti aynı zamanda bir meydan okumayı da içerir:

Gelelim zât-ı Reşid'in şerefi mebhasine

Söz mü var devleti ihyâya olan meb'asine

Daha birinci dizeden itibaren bu manzumenin Reşid Paşa’nın övgüsünün yapılacağını işaret etmektedir. Bir sohbet havası içinde birçok şeyler konuşulduktan sonra sözün Mustafa Reşid Paşa’mn büyüklüğüne, şeref ve adaletine, yönetim zekâsına getirilmesi klâsik şiirdeki sebeb i îelif-i nazm geleneğinin bir yansıması olarak görmek mümkündür.

İkinci dizede şair Mustafa Reşid Paşa’nın devlete yeniden hayat verdiğini 1ihya ’ sözcüğü ile açıklamaktadır. Bilindiği gibi can vermek bir mucizedir. Hz. İsa’nın mucizelerinden biridir. Daha ilk beyitte şair Mustafa Reşid Paşa’nın temsil ettiği ‘medeniyet dini’ ile peygamberlerin temsil ettiği semavî dinleri bir kıyas unsuru haline getirmektedir. Mustafa Reşid Paşa tıpkı Hz. İsa gibi ölüyü (devlet) canlandırmıştır.

Manzumenin ikinci beytinde şair bu kez daha da ileri giderek fahr-i kâinat efendimiz* hazret-i Peygamber ile Mustafa Reşid Paşa’yı mukayese eder. Şaire göre Mustafa Reşid Paşa, medeniyet dünyasının övüncüdür. Manzumenin kaleme alındığı zaman egemen olan anlayış medeniyet dünyasının Batı ve Batılı devletler olduğudur. Fakat zaman içinde sanayileşme sayesinde refah seviyesinin artması ile medeniyet kavramlarının farklı farklı şeyler olduğu anlaşılmıştır. Mustafa Reşid Paşa’nın Tanzimat Fermanı ile yaptıkları, getirmek istediği özgürlük ve hakların Batılı devletlerin hoşuna gitmiş olabilir. Zira o fermanda zaten gayri müslimler ile Batılı azınlıkların haklan koruma altına alınmış ve onlara çeşitli imtiyazlar sunulmuştu. Bu bakımdan Mustafa Reşid Paşa’nın Batılı devletlerin övüncü olmasında bir tuhaflık yoktur. Buradaki aşınlık âlemlerin onun yüzü suyu hürmetine yaratılan (levlâke levlâke, lemâ halakatun eflâk / sen olmasaydın, sen olmasaydın bu âlemleri yaratmazdım) İlâhî hitabına mazhar olan Peygamberimiz için kullanılan sıfatın (fahr-ı cihân) Mustafa Reşid Paşa için kullanılmış olmasıdır.
Şair bununla da yetinmez beytin ikinci dizesinde Hz. Peygamber devri (asr-ı saadet) ile Mustafa Reşid Paşa’mn dönemini mukayese eder. Âlemlere rahmet olsun diye gönderilen bir Peygamberle bir devlet adamının aynı bağlam içinde bir kıyas unsuru olarak biraraya getirilmesi Tanzimat dönemi düalitesinin ifrata kaçan bir neticesidir. Buna göre Mustafa Reşid Paşa’nm yaşadığı dönemin insanları Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemle karşılaştırılır. İnsanlık için bir aydınlanma ve cehaletten nura dönüş devri olan asr-t saadetle; kelimenin tam anlamıyla bir çöküş dönemi olan Tanzimat dönemini aynı bağlamda değerlendirmek ancak övgü sanatının formları olan kasidelerde görülebilecek bir tasarruftur.

Manzumenin üçüncü beytinde şair bu kez Kur’an’ı bir kıyas unsuru olarak kullanmaktadır. Buna göre Mustafa Reşid Paşa’mn ağzından çıkan her bir söz apaçık bir âyet durumundadır. Ağzı söylediği hikmetli sözlerle bir mucize göstermektedir. İslâm dininin kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. Bu kitap Tann’nın sözlerinden oluşmuştur. İnsanlara gidilecek yolu göstermektedir. Şinasi’nin içinde saklı kaldığı ‘medeniyet dünyası’na gidilecek yolu gösteren belge Tanzimat Fermanı’dır. Orada Mustafa Reşid Paşa’mn sözleri vardır. İslâm dini, Kur’an, insanları buraya kadar getirmiştir, O halde yapılacak şey bundan sonra başka bir belgenin rehberliğini kabul etmek ve onun gösterdiği yolda gitmektir. Şinasi burada hayli ifrata kaçmıştır. Fakat ilham aldığı ve benimsediği felsefe pozitivizmdir. Pozitivizm kurucusu Auguste Comte’a göre insanlık üç düşünce evresinden geçmiştir. Bunlardan birincisi teolojik, İkincisi metafizik, üçüncüsü de şimdi içinde bulunduğumuz pozitivizmdir. Aklın rehberlik edeceği bir yol insanları medeniyete götürecektir.

Kasidenin dördüncü beytinde şair Mustafa Reşid Paşa’yı halkın bağnnda ulu bir mucize olarak görür. Onun yaratılış gayesini ve millete rehber olarak -tıpkı bir peygamber gibi- gönderilmesini kimi anlayışı kıt insanlar anlamamaktadır.

İlk dört beyitte memduhunu mukayese edilebilecek en mukaddes ve yüce kavram ve şahsiyetlerle karşılaştırdıktan sonra Şinasi, kendisinin de tabi olduğu pozitivist dünyanın Öncülerine sözü getirir. Buna göre müsbet bilimin öncülerinden Newton ile akıl ve irfanın (felsefe) önderi olan Eflatun’lar, Mustafa Reşid Paşa’nın adalet ve bağışlama gücünü, akıl ve irfanının derecesini Ölçüp biçemezler. Böylelikle müsbet bilimler de Mustafa Reşid Paşa’nın kıymet ve kudretini ölçmekten aciz kalırlar. Neticede Mustafa Reşid Paşa bütün yetenek ve ulaşılmazlığıyla tek kalır.

Kasidenin altıncı beyti bizi bu övgü bombardımanından uzaklaştırır. Şair, “Dünyada herkese can veren adalet ve ihsan; insana şeref veren de akıl ve bilgidir” diyerek memduhunun gücünü bir kez daha hatırlatır.

Manzumenin yedinci beytinde şair, övgüsünün dozajını hafifletir. Önce mal, can, namusun kalbimizin mumu olduğunu, onu kötülük rüzgârından koruyanın Mustafa Reşid Paşa’mn adeletinin fanusu (cam koruyucu) olduğunu belirtir. Böylelikle doğrudan doğruya Tanzimat Fermam’na göndermede bulunur.

Sonraki beyitte yine aynı fermana göndermede bulunmaya devam eder. Bu kez cehalet meselesini ele alır. Şair’e göre halk zulme esir olmuşken onları âzâd eden (Özgürlüğüne kavuşturan) yine Mustafa Reşid Paşa olmuştur. Buradaki ‘âzâd olmak” söz grubunun taşıdığı paradoksa işaret etmek gerekir. Bu fermanla Osmanlı devleti Batılı devletlerin elinde daha çok eli kolu bağlı hale gelmiş, hareket alanı ve yetkileri kısılmıştır. Fermanda yer alan maddelerin hemen tamamı gayri müslimlerin işine yaradığına ve müslüman teba’mn oradaki maddelerin içeriğine ancak onbeş yirmi yıl sonra vakıf olduğuna göre şairin burada ne tür ‘özgürlük’ten (!) söz ettiği anlaşılamamaktadır.

Şair dokuzuncu beyitte bir başkaldırı edasıyla memduhu ve velinimeti Mustafa Reşid Paşa’mn safında bir asker gibi yer aldığını ifade eder.

Bir ıtık-nâmedir insana senin kânunun

Bildirir haddini Sultan'a senin kânûnun

Itıknâme, özgürlük belgesidir ve ancak esirler âzâd edilirken kendilerine verilir. Şinasi, Tanzimat Fermanı’m bir özgürlük belgesi olarak görüyor. Üstelik efendisinin rızasıyla değil de zorla alman bir belge olarak nitelendiriyor. Şairin buradaki meydan okuyucu tavn samimi değildir. Tanzimat Fermanı, Suitan Abdülmecid’in onayından geçmiş bir buyruktur. Ayrıca Sultan Abdülmecid de zaten Batı yanlısı bir padişahtır. Şairin ikinci dizedeki ifadesi haddini aşan bir uslubun sonucudur. Kaldı ki bu kaside ilk yayımlandığında Sultan kelimesinin yeri.........şeklinde boş bırakılmış ve Saray’dan gelebilecek herhangi bir tehli-

kenin önü savuşturulmuştur. Aynca had sözcüğü sınır anlamındadır. Burada kullanılan anarşist niyet bir yana bırakılırsa bu sının bizzat Sultan’ın kendisinin kabul ettiğini hatırlatmak gerekir. Şinasi, bu fermanın bütün sorumluluğunu ve başansını Mustafa Reşid Paşa’ya maletmek niyetindedir.

Şinasi, 10. beyitten itibaren Mustafa Reşid Paşa’nin vezirlik ve sadrazamlık yeteneklerini sıralamaya girişir. Buna göre o, akıl sahibi bir adamdır ve kan dökerek hüküm sürmek yanlışlığına düşmez. Altımda katil, câni ya da zalim yaftasıyla dolaşmaz.

Sonraki beyitte insanların düştüğü taassup (tutuculuk) hastalığından onları yine alacağı yerinde ve güzel tedbirlerle kurtaracak olan Mustafa Reşid Paşa’dır. Fakat tutuculuk hastalığına yakalanmış insanlan bu illetten kurtarmak kolay değildir. Zaman zaman onlann iyiliği için bazı sert tedbirlere başvurulması da kaçınılmazdır. Bu, başlangıcından günümüze değin bütün sosyal ve siyasal değişmeleri yukandan gelen baskıyla karşılayan ve kabul etmek zorunda kalan halkımız için sık sık telaffuz edilen bir slogandır. Bilindiği gibi Tanzimat da bir halk hareketi değil yukandan empoze edilen bir değişim hareketiydi.

On üçüncü beyitte şair hem ifadesinin kabalığından hem de bu ifadedeki şiddet dolu havadan rahatsız olarak bir özür beyti vücuda getirmiştir. Sonraki beyitte Mustafa Reşid Paşa’nın yapmak istedikleri bir bir anlaşıldıkça insanlık âleminin bir başka şeref duyduğundan söz ederek memduhunun icraatlarındaki haklılığım ifade etmeye çalışmaktadır.

Şinasi 15. beyitte manzumenin başındaki uslubuna tekrar geri döner. 4. beytin anlamı etrafında döner. Buna göre, Mustafa Reşid Paşa’nın vicdanının mahkemesini dünyanın birçok işlerini görmesi için vakfeden Tann mıdır? diye cevabını kendisinin verdiği sorusunu sormaktadır.

Manzumenin son beyti bir dua beytidir. Şinasi, memduhu ve velinimeti Mustafa Reşid Paşa’nm yüksek mevkii, yüce talihi, bilgelere yakışan aklıyla ülkenin işlerini iyi ve doğru idare ederek binlerle yaşamasını Tann’dan niyaz etmektedir.

Genel olarak bakıldığında eski kültürle yeni oluşmaya başlayan kültür programı arasında temel tercihini yapmış fakat bazı noktalarda bir ikilemi yaşayan tipik Tanzimat aydınının tepkilerinin yansıtıldığı bir metin görünümündeki bu kaside, Şinasi’nin şair olarak kudretini gösterdiği ‘yeni’ bir şiirdir.

Şinasi, kıyas unsuru olarak şimdiye kadar kullanılmayan kavram ve birçoğu dinî mukaddesatımızın esası olan inancımıza ait değerleri manzumesine bu şekilde sokmasıyla övgü sınırlarını aşan bir cesaret göstermiştir denebilir. Ayrıca kaside formunu hacim olarak kısaltması ve bazı lüzumsuz ayrıntı ve söz kalabalığından arındırması da şiir sanatı açısından kayda değer gelişmelerdir. Bunun yamnda beyit sayısının azaltılması, kafiyeleniş biçimi ve klâsik kasidelerin bazı bölümlerinin dikkate alınmaması gibi birtakım şekle ait değişiklik ve yenilikleri de belirtmek gerekir. Yeni Türk şiiri bu tür yenileşme adımlarıyla yürümeye başlayacaktır. Şinasi, Mustafa Reşid Paşa’yı överken Tanzimat Ferma-nı'nın önemli maddeleri, mal, can, namus, hak adalet gibi kavramlara da vurgu yaparak manzumeyi aynı zamanda sosyal bir muhteva ile de süslemesini bilir. Bunlar doğal olarak yeni şeylerdir.

Öte yandan kelime kadrosu ve yeni imaj ve terkipler, hazırlanmakta olan yeni bir edebiyatın habercisi durumundadır. Fahr-i cihan, âyet-i beyyine, vakt-i saâdet, ıtıknâme, gibi terkip ve imgeler giderek artacak yeni bir şiire ait göndermeler dünyasını oluşturmada katkıda bulunmuştur.

Yeni Türk edebiyatı Tanzimat’la başlayıp günümüze değin, inşam kulluktan kurtarıp önce vatandaş ve sonra da birey yapma sürecinin izlendiği düşünsel bir mücadelenin tanıklığım yapmaktadır. Bu süreç içinde dönemin şartlarım da dikkate alarak Şinasi’nin bireye gidecek bir yolda memduhunu bu tarz bir çılgınlıkla övmesinin feodal baskıya karşı verilen bir mücadele ile bağdaştığım söylemek de mümkün değildir. Fakat kaside geleneğinin idari erkini ellerinde bulunduran insanlara karşı son yıllara kadar devam etiğini söylemek ve bunun aslında bir insanlık problemi olduğunu da söylemek gerekir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkürler!