Sayfalar

3 Haziran 2015 Çarşamba

Mehmet Emin Yurdakul'un Benim Şiirlerim şiirinin tahlili

Farklı Bir Poctik Anlayışın Şiiri: Benim Şiirlerim

"Sen kalbsizsin; hani senin gençliğin hayatı?
"Aşklarım mı? Bir nefeste solabilen bu şeyler,
"Bir yanardağ ateşiyle kömür gibi karardı;
"Şimdi ise yerlerinde bir sıtmalı yel eser.

"Evet, benim her şi'rimde yılan dişli diken var;
"Sizler gidin bal verecek yeni açmış gül bulun.
"Belki benim acı sesim kulakları tırmalar;
"Sizler gidin, genç kızların türküsüyle şen olun.

"Varın sizler, onlar ile korularda el ele
"Gezin, gülün, bir çift bülbül aşkı ile yaşayın;
"Yalnız kendi, yalnız kendi ruhunuzu okşayın.

"Zavallı ben, elimdeki şu üç telli saz ile
"Milletimin felâketli hayatını söyleyim;
"Dertlilerin gözyaşını çevrem ile sileyim!.."


Şiirin Çözümlemesi

Mehmet Emin Yurdakul’un Benim Şiirlerim adlı yukarıdaki manzumesi dönemin egemen sanat anlayışına karşı avangard bir tepkidir. Servet-i Fünun zevk ve estetiğinin egemen olduğu bu edebiyat, dikkatini belli bir çevrenin ruh hallerini yansıtmaya adamış bir tercihin sahibidir.
Romanda Halit Ziya’nın Nesl-i Ahir adlı eseri ve şiirde Tevfık Fikret’in sosyal ve siyasal içerikli kimi şiirlerini saymazsak bu edebiyat çok tekrar edilen bin nitelemeyle ‘sanat için sanat’ prensibine bağlı idi. Hal böyle olunca şiirin konusu da sosyal ve siyasal gündemle değil hayatını kazanmak için çalışmak zorunda olmayan, kristalize olmuş dertlerin ve hassasiyetlerin taşıyıcılığım yapmaktan öte bir işlev görmüyordu. Şairler de kendi fildişi kulelerinde ya da camdan fanuslarında ‘ince dertleri’nin tercümanlığını yapmakla meşgul idiler.

Benim Şiirlerim manzumesi her bakımdan bir farklılığı, aykırı bir duruşu ve yeni bir ‘ses’i temsil etmektedir. Şairler bir milletin gören gözleri işiten kulakları ve haykıran sesleridir. Uzak geçmişte Şaman ya da ozan, bahşının yüklendiği görevi zamanımızda basın yayın araçlarını kullanarak şairler yürütmektedir.

Mehmet Emin bu şiirleri 1896-1897 Osmanlı-Yunan harbi sırasında kaleme almıştır. Kendi döneminin öteki şairleri belli konu ve temalar çevresinde birbirinin benzeri şiirler kaleme alırken o büyük bir gözlem gücüyle milletinin ihtiyacını hissettiği moral değerleri yüceltmek için bir manifesto ve poetika taslağı konumundaki şiirini kaleme alır.

Şairin şiir anlayışında eski alışkanlıkların yeri yoktur. Gençlik sadece sevgililere aşk şiirleri okunacak, korularda el ele tutuşup gezilecek, gül bülbül öyküleri anlatılıp rafine acılar çekilecek bir çağın adı değildir. Cephede Yu-nan’a karşı göğüslerini siper eden Mehmetçikler de birer ‘genç’tir. Onların yaşanmamış hayatları, koklanmamış çiçeklerinin ve murat almamış özlemlerinin sesini kimler duyuracaktır. Bu balamdan şair realisttir. Onu gerçekçiliğe iten şey bir sanatsal tercih değil bizatihi gerçeğin kendisidir. Gençlik geçici heva vü heveslerin çağı değildir.

Manzumenin ikinci kıtasında şair, kendi şiiri ile o devirde hayata egemen şiirin karşılaştırmasını yapar. Şairin sesi kulakları tırmalayan bir sestir. Bu pek de alışık olunan bir durum değildir. Divan şiiri gibi sosyal ve siyasal açıdan kusurlu bir tecrübeden sonra Namık Kemal’in gür ve imanlı sesi, edebiyata olması gereken misyonu yüklemiş ve onu hayatla hakikatin kavşağında birleştirerek
büyük bir adım almıştı. Fakat Servet-i Fünûn nesli Namık Kemal’in bu büyük atılımı ve hizmetini görmezden gelerek şiiri, edebiyatı bir önceki dönemin (Divan şiiri) hastalıklarını da taşıyarak yeniden belli bir zümrenin âleti haline sokmuştu. Bu bakımdan Mehmet emin’in bu çıkışını Namık kemal’in sesinin bir yankısı olarak görebiliriz. Onun Türkçe şiirlerinin etkisi de buradadır. Şiirde kendi hikâyesini bulamayan halk bu edebiyata niye iltifat etsin?

"Evet, benim her şi'rimde yılan dişli diken var;

"Sizler gidin bal verecek yeni açmış gül bulun.

"Belki benim acı sesim kulakları tırmalar;

"Sizler gidin, genç kızların türküsüyle şen olun.

Şairin sizler dediği zamanın gençliğidir. Bu Servet-i Fünûn metinlerinde anlatılan aşırı hassas, melankolik, her şeyin yolunda gitmesinden rahatsızlık duyan, tercüme hislerin mağlubu zayıf figürlerdir. Biraz Süha (Süha ile Pervin, T.Fikret) biraz Ahmet Cemil (Maî ve Siyah, H. Ziya), biraz Suat ve Necip (Eylül, M. Rauf)’tir. Sadece kendi ruhunu okşayan bir gençlik yerine milletinin ruhunu okşayan, onun yüceltip, ululayan bir gençlik (Asım ’ın nesli diyordum, nesilmiş gerçek/Çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek. M. Âkif) söz konusudur.

Şiirin son bölümünde şair yalnız bir ozan hüznü ile milletinin felâketli hayatın söylemeye devam eder. Zira ozan / şair millî hafızanın ataların söz mirasıyla dokuduğu en duyarlı yürektir. Mehmet Emin elbette ki ‘zavallı’ bir şair değildir. Onun zavallılığı sesinin yankı bulmamasından duyduğu üzüntüden gelir. Zira millî hafıza bir günde inşa edilemediği gibi bir gün de kaybolmaz. Milletin evlatları şairin bu sesine kısa zamanda cevap vermekte gecikmezler. Namık Kemal’in Türk gökkubesine bıraktığı ses Mehmet Emin, Ziya Gökalp, Mehmet Akif ve Yahya Kemal’de yankısını bulmakta gecikmez. Balkan savaşı öncesi Mehmet Emin’in temsil ettiği ses bayrağını Millî mücadele’de Mehmet kif devralır. Ziya Gökalp bu işin estetisyenliğini yapar. Millî Ruhu kavmi devre kadar taşıyarak uzak geçmişin mitosların yeniden dönüştürerek bir Türk mitolojisini adımların atar. Yahya Kemal de Namık Kemal’in mirası olan sesin medeniyet yönünü işleyerek bu ses cümbüşüne katılır.

O halde Benim Şiirlerim gibi metinler yeni bir hayatın ve edebiyatın ha-bercisidirler. Her ne kadar sağlam bir nazım tekniği ve zengin bir imge dünyası yoksa da bu gibi şiirleri insanımızın o dönemde ihtiyacı olan moral değerleri aksettirmeleri bakımından önemlidir.

1 yorum:

  1. Sitenizde vermiş olduğunuz bilgiler için teşekkür ederiz. kadın haberleri sitesini de ziyaret edebilirsiniz.

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkürler!