Sayfalar

20 Haziran 2015 Cumartesi

Recaizade Mahmud Ekrem - Şevki yok şiirinin tahlili

Recaizade Mahmud Ekrem: Şarkı Tadında Bir Ağıtı Şevki Yok

Gül hazin., sünbül perişan., bağ-zârın şevki yok..
Derd-nâk olmuş hezâr-ı nağme-kârın şevki yok
Başka bir hâletle çağlar cûy-bârm şevki yok
Âh edib inler nesîm-i bî-karârın şevki yok
Geldi amma neyleyim sensiz bahârın şevki yok!

Farkı yoktur giryeden rû-yi çemende jâlenin
Hûn-i hasretle dolar câm-ı sefâsı lâlenin
Meh bile gayretle agûşunda ağlar hâlenin
Gönlüme te'siri olmaz ateş-i seyyâlenin
Geldi ammâ neyleyim sensiz bahârm şevki yok!

Rûha verdikçe peyâm-ı hasretin her bir sehâb
Câna geldikçe temâşâ-yı ufuktan piç ü tâb
İhtizâz eyler çemen... izhâr eder bin ızdırâb
Hem tabiat münfâil hicrinle hem gönlüm harâb
Geldi ammâ neyleyim sensiz bahârm şevki yok!

Şevki Yok şiiri Recaizade Mahmud Ekrem’in, yakın dostu ünlü bestekâr Şevki Bey’in ölümü üzerine 1895’te yazdığı bir ağıttır. Şiir daha sonra bestekâr Rahmi Bey tarafından şarkı formunda bayatı makamında ve aksak usulde bestelenmiş ve sevilerek okunmuştur.

Şevki Yok şiiri ağıt estetiğinin güzel örneklerinden biridir. Şair daha otuz bir yaşında kalp krizinden ölen dostunun açışım yansıtmak için fon olarak tabiat ve bahar mevsimini kullanır. Buna göre, Şevki Bey’in ölümünden sonra gelen bahar mevsiminin tadı yoktur. Yüreklerinde arkadaşlarının acısının sıcaklığını koruyan dostları mevsimin getirdiği nimetlerden yararlanmayı düşünmezler bile. Artık hiçbir şeyin tadı kalmamıştır. Gül hüzünlü, sünbül perişan durumdadır, bahçenin ise hiç şevki (coşkusu) yoktur. Şevki Bey’in ölümünü duyan dertli bülbülün de coşkusu yoktur. Buna akan suları ve âh edip inleyen rüzgârı da katarsanız bahar mevsimi büsbütün bir matem yerine dönmüş demektir. Şair bu acıklı durumu siircumhuriyeti.blogspot.com

Geldi ammâ neyleyim sensiz bahârm şevki yok!
dizesiyle dile getirir. Böylelikle hayatı ve doğayı anlamlı kılan şeyin ‘insan’ olduğu bir kez daha vurgulanır.

Şiirin ikinci bendinde şair, içinde bulunduğu durumla eşya arasında bir etkileşimi dillendirir. Bu empresyonizmdir. Eşya -öyle olmadığı halde- ona bakanın duyguları ile anlam kazanır. Bahçe üstünde jalenin (çiğ tanesi) durumu gözyaşından farksızdır. Lalenin safalı kadehi (yaprakları) hasret kanıyla dolar. Ay bile kendi hâlesinin kucağında gayretle ağlar. Akıcı ateşin şairin gönlüne bir tesiri olmaz.

Eşya ve hadiselere kendi duygularının penceresinden bakan şair orada kendisine refakat ettiğini sandığı tablolarla karşılaşır. Ruh eşyaya baskı yapar ve onu görmek istediği biçime sokar.

Manzumenin son bendinde vurgulanan tema ‘hasret’ duygusudur. Her bir bulut hasret haberini ruha ulaştırdıkça, ufku seyrederken cana bir burukluk geldikçe gül bahçesi titrer ve bin acı sergiler. Hem tabiat hem de gönül Şevki Bey’in yokluğundan yıkıktır. Böyle bir zamanda gelen baharın coşkusu olmaz.

Şiirinin temelini Fransız şairi Lamartine’den gelen bir etkiyle romantik tabiat + melankoli + ölüm düzeneğine göre kuran Recaizâde Mahmud Ekrem’in bu manzumesi bu formülü olduğu gibi yansıtır. Her üç unsur bu manzumede mevcuttur. Şiirin bir ağıt olması da üslubu güçlendirir.

Bu şiir estetiğinin temelinde ‘ıstırap’ vardır. Hayatı bir ıstırap ve melâl alanı olarak gören anlayış romantizmde çok ileri gitmiş ve melankoliyi bir hastalık derecesine vardıran tasarruflarda bulunmuştur. Ağlamayı, acı çekmeyi mizacına yakıştıran şair Şevki Bey’in ani ölümü ile duyduğu acıyı tabiata yansıtarak adeta herkesin, her şeyin bu acıdan nasibini almasını ister. Dize ve bent sonlarında tekrarlanan Şevki yok redifi tevriyeli olarak kullanılmış, hem Şevki Bey’in yokluğuna hem de coşkunun yokluğuna göndermede bulunulmuştur. Ayrıca üç kez tekrarlanan;

Geldi ammâ neyleyim sensiz bahârın şevki yok!

dizesi manzumeyi Şevki Bey’in ani ölümünün acı gerçeği üzerine düğümler.

Manzumede kullanılan kelime dağarı tamamen eskidir. Şairin kendi döneminin şiir dilini yansıtmaktan bile uzaktır. Böyleyken şiirin başansı samimiyetinden ve genelde ağıt türüne olan yakınlımızdan gelmektedir. Türk edebiyatında neredeyse kötü ağıt yoktur. Bütün sanatsal ve düşünsel kaygıları ortadan kaldıran ve daha ziyade içten gelen bir samimiyetle vücut bulan ağıtlarda aynı başarı tekrarlanmıştır denebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkürler!