Sayfalar

23 Nisan 2017 Pazar

Doksanbeşe Doğru şiirinin tahlili - Tevfik Fikret

Bir devr-i şeamet, yine çiğnendi yeminler; 
Çiğnendi, yazık, milletin ümmid-i bülendi! 
Kanun diye topraklara sürtündü cebinler; 
Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi...
Bihude figanlar yine, bihude eninler.
Eyvah! otuz üç yıl o zehir giryeleriyle,
Hüsranları, buhranları, ehvali, melali,
Amal-ü devahisi ve sulh-ü seferiyle
Bir sel gibi akmış, mütevekkil, mütehali.
Yazsın bunu tarih-i iber hatt-ı zeriyle!
Ey bir dem-i rüya gibi geçmiş kara günler,
Bir lahza edin seyr-i cahiminizi tekrar,
Dönsün bize o derin nazra-i muğber.
Heyhat! otuz üç yıl, otuz üç yıl bütün ekdar
Heyhat! ne bir ders, ne bir fikr-i mukarrer
Silmez fakat elvahını tarih-i muanit,
Doksan beşi aç! gölgesi bir tac-ı harisin
Saklar mütelaşi, mütereddit, mütemerrit
Evca-ı şebengizini bir yevm-i habisin.
Hala o vesavis, o desayis, o mefasit.
Hala o şebin zeyl-i temadisi bu ezlam,
Hala o cehalet, o tecahül ve o techil,
Hala vatan hissesi bir tude-i alam,
Hala düşünen başlara hep latme-i tenkil,
Hala sırıtan dişlere hep lokma-i inam!
Hala tarafiyyet, hasebiyyet, nesebiyyet,
Hala: ‘bu senindir, bu benim! ’ kısmeti cari,
Hala gazap altında hakikatle hamiyyet.
Hep dünkü terennüm, sayıdan, saygıdan ari; 
Son nağmesi yalnız: yaşasın sevgili millet!
Millet yaşamaz, hakka tahassürle solurken
Sussun diye vicdanına yumruklar inerse; 
Millet yaşamaz, meclisi müstahkar olurken
İğfal ile, tehdit ile titrer ve sinerse; 
Millet yaşamaz maşer-i millet boğulurken!
Kanun diyoruz; nerde o mescud-i muhayyel? 
Düşman diyoruz nerde bu? hariçte mi, biz mi? 
Hürriyetimiz var, diyoruz, şanlı, mübeccel,
Düşman bize kanun mu? ya hürriyetimiz mi? 
Bir hamlede biz bunları, kahrettik en evvel.
Bir hamle-i mahnum-i tagallüple değiştik
Hürriyeti şahsiyyete, kanunu gurura,
Heyhat! otuz üç yıl geri düştük ve mühlik
Yoldan şu nedametli ve gafletli mürura
Bişüphe o humma-yi cünun oldu muharrik.
Ey millete bir sille olan darbe-i münker,
Ey hürmeti kanunu tepen sadme-i bidad,
Milliyeti, kanunu mukaddes tanıyan her
Vicdan seni lanetle, mezelletle eder yad...
Düşsün sana meyyal-i tahakküm eğilen ser
Kopsun seni –bir hak diye- alkışlıyan eller
1912 
Tevfik Fikret

Şiirin Tahlili:

Hayatımn büyük bir bölümü Sultan 11. Abdülhamid’in idaresi altında geçiren Tevfık Fikret, ömrünün sonlarında Meşrutiyettin ilâmnı görmüş, her aydın gibi artık tamamen özgür bir ortama kavuşmanın beklentisi ve sevinci içinde bu hareketi alkışlamıştır. Yıllardır çekildiği inzivasından çıkıp Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kâzım Kadri ile Tanin gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Ömürleri istibdat devrinin yıkılmasını beklemekle geçiren bu nesle mensup aydınlar yeni yönetimin kısa zamanda eskisini aratmayacak tarzda yeni ve daha sıkı bir istibdat kurmasına tanık olurlar. 10 Temmuz 1908’de bütün Müslim ve gayrı Müs-limler, imam, papaz ve hahamlar sokaklara dökülmüş hürriyetin ilânını, Abdülhamid’in tahttan indirilişini kutlamaktadır. Her kesimin hürriyetten beklediği başka bir umut vardır. Herkes kendi hürriyetinin peşindedir. Bu da kısa zamanda ciddi bir kargaşaya yol açmıştır. İktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası ülkede asayiş ve otoriteyi sağlamak için ceberut tedbirler almakta gecikmez. 


Hürriyetin Türk ve Müslüman tebaamn hürriyeti değil de gayrı Müslim teb’a ile ülkeyi daha rahat parçalamak için fırsat kollayan Batılı devletlerin faaliyetlerini rahatça yürütebilmenin zeminini oluşturan bir gelişme olduğu kısa zamanda anlaşılır. Fikret gibi masum hürriyet isteklilerinin ülkedeki durumun bir günde düzelemeyeceğini anlamalarının ardından tekrar eski hırçın vaziyetlerini takınmaları da gecikmemiştir.

İşte bu manzume Rumî 1295, Milâdi takvimle 1879’a yani Sultan 11. Abdülhamid’in istibdat yönetiminin başladığı tarihe tekrar geri dönülmesini protesto eden bir şiirdir. 1879’da başlayıp16 1908’de biten Abdülhamid istibdadına geri dönüşün yarattığı hayal kırıklığı daha sonra kaleme alacağı başka şiirlerde de işlenmiştir.

Şair daha şiirin ilk kıt’asında İttihat Terakki dönemini bir "devr-i şeamet' (uğursuz devir) diye nitelemektedir. Verilen sözler unutulmuş, yeminler çiğnenmiş, milletin büyük umutlan söndürülmüş, kanun diye insanlann alırdan topraklara sürtülmüş, kanun diye diye kanunlar çiğnenmiştir. Yine bir yığın boşuna ağlama ve inlemeler ortalığı kaplamıştır. Umut vaat eden ve on yıllardır halkın ertelenen beklentilerine cevap vermek üzere ilan edilen Meşrutiyet’in kısa zamanda ulaştığı icraat tablosu budur.

Sonraki kıt’ada şair otuz üç yıl sürmüş bir istibdat devrinden bir ders çıkarılamamış olmasına hayıflanır. Ardından yine o döneme seslenir

Ey bir dem-i rû'yâ gibi geçmiş kara günler,
Bir lâhza edin seyr-i cahîminizi tekrar;


(Ey bir rüya anı gibi geçmiş kara günler! Bir an için tekrar eski cehenneminizi tekrar seyredin.)

Artık tahttan indirilmiş ve devletin başında bulunduğu yıllar mahkûm edilmiş bir Padişaha karşı öfkesi dinmez. Şair tekrar Abdülhamid’e hücum eder.

Silmez fakat el vahim târîh-i muânid;

Doksan Beşi aç: Gölgesi bir tâc-ı harisin Saklar mütelâşî, mütereddid, mütemerrid Evzâ'-ı şeb-engîzini bir bûm-ı habisin;

Hâlâ o vesâvis, o desâyis, o mefâsid.

(Bu inatçı tarih o tabloları silmez; doksan beş yılını aç orada hırslı bir tac sahibinin gölgesi telâşlı, kararsız ve tam bir inatla uğursuz bir baykuşun durumunu saklamaktadır. Orada hâlâ kuruntular, hileler ve fesatlıklar vardır.)

Şiirin devamında o karanlık tarihten uğursuz tablolan sıralamaya devam eder. Bugünkü uygulamaları eski dönemin bir uzantısı ve mirası olarak kabul eder. Ülkede cehalet, zulüm, elem, keder, düşünen kafaları tepeleme geleneği, sırıtan dişlere doyacak lokmalar verilmeye devam edilmektedir. Hâlâ her yerde adam kayırma, yersiz nesep kavgaları, hâlâ ‘bu şenindir bu benimdir diye paylaşmalar; hakikat ve iyilikseverlik gazap altındadır; herkesin dilinde saygıdan ,uzak hâlâ “Yaşasın sevgili millet!” nağmesi tekrarlanır durur.

Bu kara tablo karşısında şair öfkesini zor da olsa kontrol altına almayı başarır. Daha sağlıklı ve durumun ciddiyetini tespit eden ve çareler düşünen bir bilge edasında konuşur.

Millet yaşamaz, hakka tahassürle solurken 
Sussun diye vicdanına yumruklar inerse;
Millet yaşamaz, meclisi müstahkar olurken 
İğfal ile, tehdîd ile titrer ve sinerse;

Millet yaşamaz ma'şer-i millet boğulurken!


Artık şiire Namık Kemâlin üslubu egemendir. Fikret mensubu olduğu toplumun yapışım, heyecan ve öfkesini, sağduyu ve sabnm bilir. İttihat ve Terakki hükümetinin yanlış uygulamalarını daha yapıcı bir dille eleştirmeye devam eder ve kendince somlar sorarak yine kendince cevaplamaya çalışır. Kabahatin kanun ve hürriyete değil onları uygulamaya çalışanlarda olduğunu kabul eder. İktidar her şeyden evvel bir kadro işidir. İttihat ve Terakki iktidara gelirken ‘benimdir’ diyebileceği bir kadrosu yoktur. Hemen tamamı bir önceki yönetim içinde yer alan ve o üslubu benimsemiş bir kadro ile çalışmıştır. Bu yüzden hürriyet ve de meşrutiyet halka iyi anlatılamadı. Esasen ülkenin kültür seviyesi ve buna uygun değildi. Bunun için bir zihinsel hazırlık devresi de geçirilmemişti. Hürriyeti tehlikeli bir oyuncak gibi kullanmaya başlayan tebaa için hükümet ciddi tedbirler almak zorunda kalmıştır. Padişahın temsil ettiği otoritenin yeri boş kaldı. Sultan Reşat, Abdülhamid’in sahip olduğu yetenek ve tecrübeden çok uzakta idi. Üstelik akıl sağlığı da yerinde değildi. 1910 Balkan Savaşı, 1914 1. Dünya Savaşı, iç isyanlar hürriyetin ilanından beklenen müspet havayı gerçekleştiremedi. Fikret bu manzumesinde bütün kabahati ev sahibinde bulup ve hırsızı aklayan bir yaklaşım sergilemektedir. Osmanlı tebaasının ihanet için fırsat kolladığı dış devletlerin ‘hasta adam’ ilan ettikleri bir devleti hem ayakta tutmak hem de özgürleştirmenin yollarım açacak atılından gerçekleştirmek tarih ve toplum felsefesiyle uyuşmayacak beklentilerdir.

Artık bir hamlede otuz üç geri düşülen bir devre gelinmiştir. Bu kadar sıkıntılar boşuna çekilmiş, beklentiler nafile yere umuda dönüştürülmüştür. Fikret 10 Temmuz 1908 darbesini tıpkı istibdat da olduğu gibi lanetle anar:

Ey millete bir sille olan darbe-i münker,
Ey hürmet-i kanunu tepen sadme-i bîdâd,
Milliyyeti, kanunu mukaddes tanıyan her
Vicdan seni lâ'netle, mezelletle eder yâd...
 
Ardından da bedduasını yapar.

Düşsün sana - meyyâl-i tahakküm - eğilen ser,
Kopsun seni - bir hak diye - alkışlayan eller!


Bu manzume 1912 yılında yani 1908 darbesinden dört yıl sonra yazılmıştır. Bütün umut ve beklentilerin dört yıl gibi kısa sayılacak bir zaman diliminde boşa tüketilmesi Fikret gibi zaman zaman kamunun, sosyal vicdamn sesi olmuş bir şairi öfkelendirmeye yetmiştir.


Ali İhsan Kolcu Tahlilidir

2 yorum:

Yorumunuz için teşekkürler!