Sayfalar

23 Nisan 2017 Pazar

Şiir Tahlili - Mazi.. Âti - Tevfik Fikret

Mazi... O şimdi gölge iken, şimdi zi-hayat
Bir cism olan; o şimdi ölen, şimdi canlanan
Mevcut; evet o dalga, o girdab-ı hatırat
İnsan için nedir? Evet, insan ki doğmadan
Ölmekle uğraşır ve bu takdire katlanır,
Mazide bir taayyünü haiz midir?.. Hayır.
Ölmek, hayatı tazelemektir: Biz ölmesek,
Efkar ölür; hayat-ı beşer şahs-ı fikretin
Bir cümle-i tekamülü ... Her fikr-i müşterek,
Bir sadmedir; onunla kımıldar bu hey'etin
Zerrat-ı bi-nihayesi, zerrat-ı naimi;
Kevnin, hülasa, fikr-i beşerdir munazzimi.

Mazide kabil olsa taayyün, beka, sübut,
Ati nasıl hayal edilir? .. Bir zeki-şiken
Durgunluk ihtinak-ı melulüyle pür-süküt.
Ancak tenebbüt eyleyen, ancak pinekleyen,
Mensuh ü münhasif, mütenahnih, ateh-lika
Bir varlık... İşte, çehre-i mazi-i zi-bekaal

Mazi... o bir muallim, o bir pir, o bir peder,
Halin tutup sinirli elinden ağır, sabur,
Atiye doğru yedmeli... Ati, o pür-seher
Bir utk-ı muhtecib ki füyuzata mehd-i nur,
Etkir için sipihr-i teali bilinmeli;
Ati çıkınca ortaya, mazi silinmeli!


Tevfik Fikret
Rübab-ı Şikeste
(1906)

Şiirin Tahlili:

Zamanı geçmişten geleceğe uzayan bir süreç olarak görmek isteyen Fikret, yukarıdaki manzumesinde Tarih-i Kadîm şiirinde olduğu gibi geçmişin fenatablolarını hatırlatarak teiniz bir gelecek kurma düşüncesini dile getirir. Buna göre mazi daha şimdi bir gölge iken canlamp hayat dolu bir cisme dönüşmüş hatıralar girdabıdır. Yaşama üslubu ve düsturunu geçmişten alan insanlar için mazi daima canlıdır. Bireye, topluma ve hayata egemendir. Şaire göre insanların maziye fütursuzca bağlılıkları iyi bir gelecek kurmayı engeller. İnsan ki doğduğu andan itibaren ölmekle uğraşır ve Tanrı’nm bu takdirine katlanmak zorunda kalır. Şair bu girdab içinde ölümü sorgular. Ona göre ölmek hayatı tazelemektir. İnsanlar ölmezse düşünceler ölür. Dünya köhneleşir. Dünyanın düzenini sağlayan bu insan düşüncesinin durmadan tazelenmesidir. Her düşünce insanlığın zamana ve dünyaya vurduğu, katkıda bulunduğu ortak bir darbesidir.


Şair eğer mazide bir ölümsüzlük olsaydı gelecek hayal edilemezdi ve aynı hayat sürüp giderdi. Halbuki tabiatın ve insartın doğasında tekamül arzusu vardır. Hayat felsefesini sürekli bir tekâmül ve tekemmül etme düşüncesi üzerine kuran Fikret, maziyi ancak çocuklarına ya da öğrencilerine yol gösteren bir baba, pîr ve muallim olarak görür. Her bakımdan geçmişin ve ona ait retoriğin temsilcileri olan bu insanların yapacakları en iyi hizmet yol göstericilik olmalıdır. Halûk’un Amentüsü şiirinde "Fıtratta tekâmül ezelidir” diyecek olan Fikret yüzünü tamamen geleceğe dönmüş bir aydın tipi çizer. Ancak bu manzumesinde şair fütürist değildir. Geleceğe dair kehanette bulunmaz. Sadece geleceğin bu günden ve özellikle de maziden daha iyi olacağı konusundaki umut ve inancım dile getirir. Sürekli bir gelecek arayışı ütopya düşüncesinin bir başka açılımıdır. Ütopya, seyahat, kaçış, inziva bu asrm sunduğu ruhsal ve duygusal kırılmaların yol açtığı psikozlardır. Ancak içinde yaşadığı hâl’in farkına varabilen ve maziyi dönüştüremediği gibi geleceğe de tam anlamıyla egemen olamayan bireylerin düştüğü durumun adı “Çağın hastalığı’dır. Bu hastalığın tezahürleri farklı kültürlerde ve farklı bireylerde başka başka olmaktadır.

Manzumenin sonunda şair;
Efkâr için sipihr-i teâlî bilinmeli;
Atî çıkınca ortaya, mâzî silinmeli!


dizeleriyle gidilmesi gereken yolu göstermektedir. Fakat bütünüyle maziyi silmenin doğru bir geleceği kurmada ya da mazisiz bir gelecek tasavvur etmenin doğruluğu tartışmaya açıktır. Yüzyılın başında Ziya Gökalp ile Yahya Kemal Beyatlı arasındaki “harâbâtî-âtî” tartışmasının kaynağını bu düşüncelerde aramak doğru olur kanaatindeyiz. Bu aslında bir medeniyet değiştirmenin çocukluk hastalıklan olarak görülebilir. Tamamen bir başka tarzda kurgulanmış bir hayata geçişte önceden sahip olduğumuz ve bir bakıma bütün davranışlarımızla bizi denetleyen eski kültüre ait tezahürleri kolay kolay terk edememek ya da birdenbire kesip atmak arasındaki kararsızlıktır bu. Şairin mazi-gelecek ikilemi içinde bir bakıma geriye bakarak ileriye yürüyen adamın tutarsızlığı sezilir. Manzumenin son iki dizesinde her ne kadar karanm ve hükmünü vermiş bir bireyin yükselen sesi duyulursa da şiirin tamamında bu kararlılığı görmek mümkün değildir. Şair savım âdeta bir tür determinizme bağlayarak kuvvetlendirmek ister. Mazinin şimdiki zamanların bir toplamı olduğunu unutmuş gözükmektedir. Gelecek donmuş ve hazır paket bir program değildir. Gelecek adım taşıyan her zaman dilimi önce şimdiki sonra da geçmiş zamanı temsil etmeye aday bir kavramdır. Bergson’un zamam "kesintisiz ve sürekli bir akış” olarak nitelemesinin arkasmdaki temel düşünce de budur.- O halde şairin ulaşmak istediği yargıyı bütün uygarlık programlarında olması gerektiği gibi sürekli bir tekâmül ve tekemmül düşüncesiyle açıklamak daha doğru olur.
Kaynak: Prof.Dr. Ali İhsan Kolcu - Servet-i Fünun Edebiyatı 2.Baskı (Kesinlikle her edebiyat severin kitaplığında bulunmalı, Bu kitabın yanında yine Ali İhsan Kolcu'ya ait Modern Türk Şiiri Tahlilleri'ni de tavsiye ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkürler!